23 Mart 2016 Çarşamba

Adele 25

                                                                                 
                                                                                      

      Sevgi neymiş biliyor musunuz?

   Freudian teoriye göre, ya da Big Bang, ya da yaradılış hükmünce? Açıklayamayacak kadar yorgunum. Açıklamaya çalıştıkça, yaşamaya da çalışıyorum, bellek kasıyor.

      Sevgi neymiş biliyor musunuz?

    İnsanın aradığı yegane şeymiş. Freud, anne karnına dönmek istediğimizi söyler. Oradan ayrıldığımız için çok ağladığımızı, onu bir zaman döngüsüne oturtursak; anne, arkadaş, karşı cins, evlat sevgisi için kulaç atıp durduğumuzu, kıyıdan çok uzak mıyım diye geriye dönüp dönüp baktığımızı içinde yüzdüğümüz denizde.  Big Bang; insan kanı bileşiminin en çok deniz suyu bileşenine yakın olduğu için kanının denizin içinden geçtiğini ve  huzur bulduğunu, denize çabaladığını ve  yaradılış hükmü ise insanın yeryüzünde kaldığı ölçüde sevgiyi aradığını anlatır.

      Ve hepsi ilahi öğretilerdir.- Freud'un sıkı bir Yahudi olduğu, Big Bang'in yaradılış hükmüne en yakın teori olduğunun düşünüldüğü  ayrıntısı-

       Ben sevgiyi Adele' de keskin ve net görüyorum.

Zaman verildiği için teşekkür ederim.
Herkese nezaketi ve gösterdiği teveccüh için teşekkür ederim.
Çok eğlenceli olduğunu söyledikleri için teşekkür ederim.
Dinlediğiniz,
Tekrar hayatınızda olmama izin verdiğiniz için teşekkür ederim.

     Sevginin hayatımızda olması, küçük bir tevazu göstergesidir. -oğlu doğduktan sonra bile evini değiştirmediği ayrıntısı-

     Yazdıklarınız - anne olduktan sonra anneliğin verdiği gazla bir albüm yapıp beğenmeyip çöpe attım dediği ve oğlunun büyümesi inceliklerini kaçırmak istemediği için önümüzdeki 5 yıl müziğe ara vermek istediği ayrıntısı- isterseniz notalara dökün ya da aşağıda okuyacağınız ipuçlarına, başkalarının hayatına girmek, Leo' nun dediği gibi kök salmaktır. Ayakta kaldığı sürece insanın, kendini bulma çabasıdır.

     Yaradılış hükmünce sevgi; albümün çıkış şarkısı sonrası yayınladığı "When We Were Young" ın kilise müziği etkisi ve giydiği kıyafetle gözler önüne sermesidir "religious" yapısını. -bu kelime dindar kelimesine çevirmek istemeyeceğim kadar merhamet ve yakınlık içeriyor. Dindar kelimesi içinde biraz hissizlik buluyorum.- Bu şarkıda olduğu gibi koro yankıları da elbette albümde çok etkili. Bu kısımları için albümde Pharell Williams ile çalışmış olduğu aşikar.

Albüm geldi İngiltere'den. 
3 gün almaya gidemedim.
Bazen orucu uzatmak istersiniz açlığın tadından.
Onun gibi.

Gece Karanlık.
Saat 22:30
Önce içimden geçirdiklerim bitti, sonra albümün içini açtım o başlasın diye.
yazı yok, resim yok bir korsan cd gibi...
sadece anlatmak istenen kırmızı rakamla damgalanmış.

25


     Ayrıntıdaki her şey zaten yukarıda olduğu gibi albüm içindeki kitapta yazıyor.

Zaman verildiği için teşekkür ederim.
Herkese nezaketi ve gösterdiği teveccüh için teşekkür ederim.
Çok eğlenceli olduğunu söyledikleri için teşekkür ederim.
Dinlediğiniz
Tekrar hayatınızda olmama izin verdiğiniz için teşekkür ederim.

     Albümlerin kitap olmadığını kim söyledi? Şiir, hikaye kitabı ya da roman. İsterseniz anlatacağınızı tek satırda koca bir hikaye yapmaz mısınız? 

     Roman nedir diye hep tartışılır ya... Ne kadardır, kelimelerin ve dahi paragrafların uzunluğunun ölçüsü var mıdır? Bir insan gibi midir roman tek vücut ve mükemmel tasarı? Omuzları, tırnakları, ayakları, göğüs kafesi, sırtı, bütün kuvveti... kaç kelimeden oluşur? Uzuvları tam mıdır?

cevap yok.

     Hiç bir ölçüsü yok kitabın içindeki roman ya da hikaye türünün. 25' i bencil ve şımarık yapan da bu. Anlatmak istediklerini roman dizininde bir albümde toplamış. Şiirleri ile roman yazmış Adele.
-Cemal Süreyya'nın her sanat şiire dayanır, hatta şiir bile sözü ayrıntısı

Kırmızı kabartmada albümün üstünde 25 yazıyordu.
Kapatın gözlerinizi...

     Yeni tanıştığınız birinin ellerini keşfetmek gibiydi. Ellerini okumak gibi, okuyarak tanımaya başlamak.


    İki sosyolog çocuk başladı bizde. İkisi de İzmir' li. Biri masamın çaprazında oturuyor. Grammy Ödülleri hakkında ne düşünüyorsunuz, dedim. Çok dinlemedik adayları ama Adele olsaydı toplardı ödülleri, dedi. Güldü biri.

Adele olsaydı,
olsaydı...
olsaydı...

     O yoktu Grammy' de ama sonrasında zaten BRIT ödüllüleri silip süpürdü. Ağlaması ve heyecanlı ifadesi dikkat çekiciydi. Doğal geliyor bana. Mimikleri insanın işarettir yüzünde göz ucuyla çizdiğiniz. Kalbinden geçeni okuyamazsınız ama feraset bir ilimdir -

Feraset zihin uyanıklığı, bir şeyi çabukça anlayış kabiliyeti, bir insanın ahlakını, kabiliyetini yüzünden anlamak melekesi demektir.
Feraset iki türlüdür. Biri bir nevi ilham eseridir ki, sebebi bilinmeksizin meydana gelir. Diğeri bir kazanma eseridir ki, muhtelif tabiatlara vakıf olmak sebebiyle meydan gelir

-ve en ummadığınız kişilerin bile duygularınızı okuyabileceği ayrıntısı-


     Ses tonlarımız kızışmaya başlayınca diğeri sahip çıktı arkadaşına.

"Sosyolog ya bilir o, dedi."


      2015 yılında İngiltere'de en çok satan albümlerin kadın solo albümü olması, Adele'in haftada kendisine yaklaşık 4 parça sipariş verilen Sia 'nın albümü için bestelediği şarkıları kullanmadan toplumun nabzını tutarak bir devrimci edasıyla ya da toplum bilim uzmanı, tek yumruk şiirlerden oluşan bir albüm ortaya çıkartması bunun göstergesi değil mi?

-Waldo sen neden burada değilsin?-

Kestik.
Şarkılar.


1.  Hello

Söyleyecek çok şeyi söyledim zaten...

en önemlisi ne?
"himaye"  yazan bir dövme.

ve
Yönetmenin Adele' i gelecek yıl bir film için ikna etmesi.


2.  Send My Love

     Albümdeki hareketli parçaların tıklanma rekoru kıracak olanı budur, Youtube 'da yayınlanmaya başlayınca. Erkeklerin kadınları eğitme istekleri ve eğilimlerinden bahsediyor. Bir erkek feraset alimi ile konuştum bu konuyu. Evet maalesef erkeklerin böyle bencilce duyguları var, dedi. Eğitmek...İlişkide bireyselliği kaybetmemeli ve bireyselliğini göz ardı edecek ve aman aman değiştirmeye çalışacak sürüş teknikleri denenmemeli. Şeytanına bile saygı duyulmalı. Kesinlikle haklısınız, onu sevmek zorunda değilsiniz, değiliz, değilsin, değilim ama evet saygı duymak zorundasınız, saygı duymak zorundayız,  zorundasın,  zorundayım.

Selam olsun.
Değiştirmeye çalışanlara
Hah!

-Arkadan ağlayanlara da gönderilebileceği ayrıntısı-
(burada sesi açalım)

Hah Ha
Send my love to new lover
Treat her better


3. I miss you

başucumda hazır bekler.
bir  kalem seni yazar
bir defter sen.
bir de hayalin,

 tarifsiz.



4.When we were young

You still look like a movie
You still sound like a song
My God, this reminds me
When we were young


Telefondaki uykulu sesin
tanımadı beni
ilk duyduğumda beni çok etkiledi dediğin sesim
ve unuttuğun her şeyim.
Adımlarımla
 halim
...


5.Remedy

When the pain cuts you deep
When the night keeps you from sleeping
Just look and you will see that I will be your remedy
When the world seems so cruel
And your heart makes you feel like a fool
I promise you will see that
I will be your remedy


...
oysa
bildiğim halde
kitap okumayı sevmediğini,
Soğuk gecelerde kahverengi, ince deri montunla üşüdüğünü,
taşıdığın için kız arkadaşının eşyalarını,
hep kızdım sana.

bana aldığın albümde şarkı
"seni bu andan itibaren bilmezsem
bir daha hiç bilmeyeceğimi"
çalarak başladığı için de...


daha da kızıyorum düşündükçe.
Şimdi sesimi tanımadığın gibi,
hiç tanımadın beni.


hiç bilmedin.
zaten hiç bilemeyeceksin.



8. Love In The Dark

I cant love you in the dark
It fells like we're oceans apart
there's so much space between us 
Everything changed me


Adın ne senin, dedim.
Adını söyleyemiyor.
Okyanus,
İki yaşında dedi annesi.

Ben de Eylül,
dedim.
Eylül' lerin en yaşlısı.

Anlamış gibi güldü.


İzin istedim.
Ellerini aldım ellerime.
Baktım,
çoktan içimden haykırmaya başlamışım -okyanusa-


"Ellerimle ellerini tuttum.
Yarası da tam oradaymış."




9. Million Years Ago

     Tınısını Ahmet Kaya'dan aldığı çok konuşuldu. Öyle mi, değil mi, bilmiyoruz ama biraz soğuttu mu, uzaklaştırdı mı bizi melodiden?
Açıkçası beni evet.

     Sözlerinin daha etkin bir melodi ile özelikle albümü sarpa saran piano ile çok daha  iyi bir başarı yakalayabileceğini düşündüm.




10. All I Ask

This is my last night with you


tam da bugün 46 yaşındasın.
annenin
hâlâ bayramlık çocuğu,
uzağı hatırlayamayan babanın yakını,
benimse;
sonu üç nokta olan hayatımın
ilk noktası
sensin.


11. Sweetest Devotion



Bahar dallarından saçlarına kırkyama yaptım bugün.
Aykuşağıymış saçların.
Pencereden üflediğin kelimelermiş alacaların.
Kimsenin duymadığı.
Gökkuşağı olmuş.
Gecenin karanlığında,
Ayışığında.



     Albüm,  hakkettiği başarıyı sağladı. Yalnız, ben yaşım gereği- yaşlanmaya başladığım ama asla öyle olmadığım ayrıntısı- galiba albümde biraz tekrara düşmüşlük hissetmeye başladım. Gezdiğiniz yerlerde daha önce yaşadığınız hissi gibi bir his bu. Her yer birbirine benzemeye başlıyor bir süre sonra. Bu beni biraz düşündürdü. Sözleriyle kendini yaşlı hissettiğini ve geçmişi bu kadar bize taşımasını artık sevmiyorum. Biraz daha canlı şeyler bekliyorum ondan, yaşına uygun. Aksanının bu kadar anlaşılmaz olup, şarkılarını bu kadar anlaşılır olması da kuşa benzeyen ruhundan işte. Kuşa benzer bazı kadınlar ve bazılarının sesi sigara kokar.


Albümdeki tüm mühendis desteklerine ben de teşekkür ederim.

Not: yeni yazmaya başladığım internet haber sitesi bile kısa kes diyor, kesemiyorum hocam.





15 Mart 2016 Salı

Tuba nedir?

Tuba Cennette bir ağaç mıdır, ya da gökyüzünden kopmuş bir kök?

Aysel Gürel gibi oraya buraya, gazete kenarlarına, evde her yerden çıkan kağıt parçalarına, uzun şiir formatlarında whatsapp mesajlarına, fotoğrafların altına roman bile yazılan instagram hesabına, gökyüzüne yazıyormuşum da herkes beni duyuyormuş gibi yazdıklarımı; esir alıp okuduğum kişilerden ve  "müsvetteler de yanar"  sloganından vazgeçip, geçen yıl bu aralar başlamıştım az pişmiş yumurtaları duvarlara vurup çatlatmaya, yazmaya. Hayatımda bir kararla yazarak konuşmaya başlamıştım. Kalıcı olan tek şeyin yazılmış  kelimeler olduğunu tecrübe ederek. Yazmayı bilmek; okurun, yazarın yaşadığını, gördüklerini görmesi, hissetmesi ve oradaymış gibi yaşamasını sağlayacak yeteneğe sahip olmaklık demekti. Bu konudan kendim için çok emin olmasam da...

Bir mektup buldum geçenlerde, benim yazdığım, bana miras kalan, el yazımın geçirdiğim ateşli hastalık öncesi değişmediği eski yazımla.

Korktuklarımı yazmışım.

Nelerden korkar ki insan hayatta?
...

Bir denizciyim ben. Romanım ise Kelebek gibi bir roman. Demek aslında kürek mahkumuyum. Bitmek bilmeyen açıklamalarımı, haklı olduğumu ya da suçsuz olduğumu ve dahi kaçmakta; denize açıldıklarım sonunda yaparım. Denizin derinliği ve mahkumiyetimin aczi, inancımın şiddeti çoğu zaman yolculuğumun seyrini belirler.

Çocukken, evdeki kütüphaneye  ilk bakmaya başladığım zamanlarda Halikarnas Balıkçısı çarptı gözlerime, bir deniz deliliği, serüven, kaçış için bir slogan. Mavi kapaklı bir isyan, terk ediş.
 Aganta Burina Burinata.

Deniz kuşlarını tanıdım sonra.
Kuşlar da kaderleri ile mi uçar?

Evet insanlar da, kuşlar da kaderleri ile yaşar.
İnsanın kaderidir karşılaşmak. Bir kelime ile bir kitapla, bir ruhla, bir insanla.

Kurum kurum gezmelerinin birinde karşılaştık biz de .

Hah, dediler Eylül Hoca burada .
Tanıştırdılar bizi.

Üzerinde renkli bir şalvar vardı onun. 25 inde ama 20 sinde gösterir gibiydi nazik görüntüsü içinde. Bana baktı, bakış açısına hafif meyil vererek, yukarı doğru. Muzipçe güldü. Kim bilir neye güldü?

Yanımdaki masaya verdiler. Üniversiteden arkadaşım; bizim bölümün tanıdığım en Karadeniz adamı, İstanbul'umun Florya kıyıları beraber çalışıyorduk o zaman. Çok tanımıyorduk birbirimizi ama ben; benden daha çok yaşamış iç sesimi ona duyurur olmuştum kısa süre içinde. Hatta yanıma oturur oturmaz. Sonra çok güldük ikimizin de insanlara bu kadar açık oluşuna, hala güleriz ve hatta ben şimdi bile gülüyorum.

Bir eylem adamıydı Tuba. Bozkırın tezenesi ölmüştü o yıl ve bir adam uzaydan aşağı atlamıştı kırmızı bir kanat kafasıyla. O aşkı yazdı, bana da sen atlayışı yaz dedi dergiye. Dergiyle konuştu benim için. Aşağısı neresiydi? Neresiyse neresiydi, biz uçuşu hatırlamayacak mıydık? Yazıyı da zaten başkası yazdı.

Bir eylem adamıydı, bir sıcaklık. Açık bakışlı, sıcacık.

Çok dinledi beni...
Duydu.

Çok.

Hep mantıklı ve tehlikeli  muhakemeler yaptı anlattıklarıma. Çok tehlikelidir aslında muhakeme gücü. Cesur olmak ister, cesaret gerektirir. Resullah'ın (as) dediği gibi genç yüreklerde aranan bir özelliktir. 25 inde gibiydi zaten 20 gösteriyordu. Muhakemeleri hikaye anlatır gibi, hikayeci gibi, elleri gibi, ince ince anlatırdı. Günlerce, gecelerce konuşmuş gibi. Defterlere not aldım yıllar içinde bana söylediklerini. Evet, bu gerçek. Sözlerinin kıpkırmızı iziyle yazılmış, coşku dolu, değişik ve yabancı olmayan ve içimde değiştirip dönüştürebileceğim her cephesini; yani zamana bıraktığım her sözünü not ettim.

Başkasının dilinde kelime, kelimeler olmak ne güzel.

Beni yazmam için hiç kırmadan o teşvik etti. Yazmak yalandır dedi bazen, bazen yaz da gerçek olsun...


Güzel kelimeler söyledi kahve kokuları arasında, canlı müzikle buluştuklarımızda... İstanbul sahilimin Florya Kıyıları ve Karadeniz adamı, yanımızda Ata, hepsinin içinde yazdıklarımdan bahsetti. Yazmak dedi biraz gerçek biraz yalan. Belki teşvik etmek de...  Utanmak da... ama benim inanmaya ihtiyacım olduğu o dönemde; el yüz edebiyatına inandığım kadar inandım ona.

Kuşlar da kaderi ile uçar.
İnsanlar gibi.

Kadınlar kuşlara benzer. Hele bazıları, bazılarının ruhları... Ruh da karakterler gibi yaradılış emrince farklı gömlekler ölçer, diker, giyer bedene. Ruh; hem kalbe hem bedene etkir, sevda gibidir. Bir sevda da başka kalpte aynı ile şekil alamaz bazen. Bunu anlamam yıllarımı aldı. Çok boğmuşum insanları. Artık boğmamaya da özen gösteriyorum. Tuba' yı çok aramıyorum mesela bazen sadece bir çın sesi ile gönderdiğim bir mesaj da selam verip kanatlanıyorum.

Her sabah sımsıkı kucaklayarak selamlamak istiyor gibiydim Tuba'yı.
Şimdilerde de her gördüğümde.

Bir sabah işe geldiğimde Tuba yoktu. Muammalı bir koşturma herkes onu arıyor ama o yok. Damar okumalı çıkışlardan hummalı çıkışlar var ama Tuba yok. Bebeği daha kucağa alınmayacak kadar küçük olduğu için o zamanlar karnında taşıyan dostu bile koşturuyor. Tuba yok. Herkes Tuba'ya koşuyor, herkesin ağzından tek isim Tuba...

Tuba'nın arabası  önüne bir köpek atlama gafletinde bulunmuştu, içinde yaklaşık 5 çift ayakkabı taşıdığı arabasının tekerine taş değmiş, onun için adı duyulmadık otomobil markalarının adı konulmadık teknolojilerle üretmeye can atacağı sürüş şekillerine yeni anlam kattığı şoförlüğü ile önüne çıkan köpekle anlaşamamışlar, köpecik (Bu tabirler kendisinin biricikliğinden gelir. Bana mesela yüreciğine sağlık der. Sorularım sonunda onu gerçekten sevdiğimi anladığım, riya karışmayan  anneye benzeyen yanım benim.) onun hızına ayak uyduramamış, ondan kaçamamıştı.

Sen dedi yanımdan geçtin, el ettim görmedin.

Leyla kim, Mecnun kime denir?

Geçenlerde konuştuk bir arkadaşımla. Sen dedi bindin mi onun arabasına ?
Hayır, dedim.
Bin de gör. Gözü kara nedir, dedi.

Ne ki gözü kara?
Yeşil onun gözleri...

Sabahın erken saatinde küçücük arabasını park eder, vakit uzasın diye kapısını sıkı sıkı kilitler, okur, savurur, savrulurdu. Ağzındaki pıtırtılardan ne döküldüğünü bilemezdiniz. Kollarımı açıp koşarken ona, bir dakika derdi, en sevdiklerinizi sakladığınız işaret parmağıyla...

Parmaklar da insanları taşır, saklar. Mesela küçük parmağınızda en şefkat duyduklarınız yatar, bekleşir. Yüzük parmağınızda kopamadıklarınızla taşıdıklarınız. Orta parmak en uzaklar, uzayıp gidenler, meltem gibi bir rüzgar mesela... Baş parmak başınıza taç ettikleriniz...

Ne okurdu bilmiyorum. Konfeti gibi, yağmurun gökyüzünden dökülenleriydi ağzından dökülenler, bir ışıltıyla buluşuyor yok oluyorlardı. Sonraları  yazdıklarından okudum, türküler tutarmış diline yakışan, dualar okurmuş tespih tanelerine üflemek yerine göğsünün solundan sağına bir büyü gibi.

Büyüdür kelimeler birbirine bağlar; dileklerle insanları.

Ateşimi, ateşlendiğimi anlatmayacağım. O çok gizli.
Değil değil.

Ateşlendiğim gece gözlerimin içine oturan kan kırmızısını hala gittiği her kurumda, ona özel masasında kamburu gibi taşıyor. ( Her yeni resimde, yeni işine ait,  ilk ona bakıyorum.)
İnsanın gözüne değse bir kan kırmızı, yüreğine değmez mi?


Selanik Türküleri söyleyen, kalemi sevdalı dostum benim.
Kuşa benzeyen yanım.


Sohbet ederken, aslında kısa süre birlikte çalıştık ama tanışıklığımız hayli oldu seninle, dedi.

 Bebeğini artık karnında taşıyamayacak kadar büyüdüğü için önce kucağına alan, sonra da aradan geçen üç yıl sonunda sorumlulukları arttığı için kucağında da taşıyamayıp artık sırtında taşımaya başladığı arkadaşı ile konuştuklarını anlattı. Bazen, bazı karşılaşmaları...Telefon kulağımdaydı ama konuşmada yüzünü görmüyor olmam heyecanla sözünü kesmeme yine engel olmuyordu. Temiz  sesi iyileştirirdi her zaman -iyi olman için dua ediyorum diye sorduğu o telefon mesajını asla unutmuyorum ve  o günden beri, kıyamet kopana kadar ve koptuktan sonra dahi iyi olması için ona dua ediyorum, edeceğim- Ona, onu en son gördüğümde arabasına bırakmak için beraber yürürken berrak bir havada  ve bu karşılaşmadan önce uzun olmasını göze aldığım mesajda anlattığım, Mevlevi Felsefesi üzerene doktora yapan, çocuk kitapları yazan dostuma bir Mevlevi şeyhinin dediği gibi; " emeklerin çok kıymetli tabii ama keşke bir gönülde yer alsaydın"larla gönlümdeki yerini ve ona geçen yıl ruhuma bir siparişle yazıp, şiir içinde yer alan "Tuba Cennette Bir Ağaç Mıdır?" dizelerini, kalbin TDK Türkçe Büyük Sözlüğünde sürekli yenilenen  baskılarında yer alan yürek, gönül, can  tanımlarının hepsi içinde yaşayan bazen tarifsiz kalan ve karşılık beklemeyen dostluğunu ve sevgisini hatırlattım. İlk Ata'ya okumuştum yazdıklarımı. Bunların hepsi aynı kelime, dedi. Oysa Agos Gazetesinde bir köşe yazısında rastlamıştım kalbin anatomik olarak tek anlamı çağrıştırdığını dışarıdan bakınca, içine kelimelerle girince de nelere yönlendiğini. Demek bazen yabancı bildikleriniz sizi sizden daha iyi tanır. Ya da bazen Tuba'ya dediğimden;

birinde değerli olduğun gibi herkesin seni öyle görmesini diler insan, hepimizde olduğu gibi, birinde yeni başlamış gibi...


"İzin verdiğin kadar yanında kalmak isterim, dedim."
" Yan yana olmak bile karşılıklıdır vefa ölçüsünde, dedi."



Yazacak çok şey var. Konuşacak, anlatacak diyelim. Beş duyusu, hissiz bir insanın bile hissedeceği kadar yüklü dostum.


 Burayı köşem gibi görüyorum. Bir hayal kuruyorum. Okuma koltuğum ve not aldığım masa lambasının aydınlattığı köşemden her şeyi konuşuyormuşum sevdiklerime, sevdiklerimi anlatıyormuşum gibi geliyor. Dedim ya; boğmuşum insanları çok sevmekten, artık boğmamaya özen gösteriyorum. Kendi kendime okuyor, yazıyor, konuşuyor, tek nefesle içime çekiyorum.

Doğum günü geldi Tuba'nın.

20 gösterip 25 inden 26 sına giriyor.

Tek kalıcı olanlar kelimelerdir.

Bu yazıyı düzenleyip kendisine hediye edeceğim ama içimde çok birikti, yazmak istedim. Limonlu doğum günü pastalarına notlar yazarım, işim budur benim...


Affına ve affınıza sığınarak.

Not: Kelebeğin aslı Tuba'dır bir e-postada, bende de bir kitapta...